Medeniyet Doğuda... İnsanlık Doğuda... Ruh Doğudandır...
Doğuyu hep erkek egemen bir toplum olarak anlatırlar. Oysa işini yapmak, başarılı olmak istedikten sonra birçok zorluk olmasına rağmen başarılı örnekler de ortaya çıkabiliyor.

Önemli olan mazeretlerin arkasına sığınmak değil, hedef belirlemek ve belirlenen hedefe ulaşmak için tüm imkan ve şartları zorlayıp sabır ve sebatla yoluna devam etmek.
İşte Meryem Aybike Sinan başarıyı yakalayan ve yoluna devam eden doğulu bir kadın.
Sizlerle doğuda kadın olmanın ve başarmanın zorluğunu aşan Meryem Aybike Sinan'ın başarı öyküsünü paylaşmak istedim..
“Batı zihniyeti ile doğuyu tarif etmek, Doğuyu anlatmak, doğu kültürünü hiç tanımamak demektir” diye düşünüyorum. Doğu birçok kültüre ev sahipliği yaparak aslında kendi içinde kaynaştırdığı kültürlerle edebiyatımıza ışık tutan ilme gönül veren kişileri yetiştirmiştir.
Bunlardan biride yazdıkları ile fark edilen, kendi okuyucu profilini oluşturan, yazdığı kitaplarda yalınlığı ve duruluğu öne çıkararak gönül ve fikir dünyasındaki güzellikleri yansıtan Yazar Meryem Aybike Sinan…
Sinan; Doğulu olmaktan hep gurur duyan, her kurduğu cümlede doğu hakkında övgü ile konuşan, yazdığı roman ve hikayelerinde doğu gerçeğini vurgulayarak din, inanç, Allah sevgisinde bahseden ve Üstad Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri'nin yaşamından da kesitler veriyor.
Meryem Aybike Sinan; “Bir yazarın eserlerinde maneviyat yoksa tuzsuz ekmek ve yemek gibidir” diyor
Röportaj: Sema GÖRGÜLÜ
Meryem Aybike Sinan kimdir, bize kendinizden söz eder misiniz?
Doğu Anadolu'nun kadim kentlerinden Malatya'da doğdum büyüdüm. Malatya farklı etnik kültürlerin harman olduğu bir coğrafya olmasının yanı sıra zengin bir medeniyetin hüküm sürdüğü bir şehir olması hasebiyle ruhumda ve kalbimde derin izler bıraktı. Ermeni Şeküro, Tirenci, Dönmez Mustafa, Alevi Rıfat Amca, Demez Emmi, Venkli Kürt Abdullah, Kâhtalı Hacı Ahmet, Baskilli Mehmet Dayı gibi renkli simaların komşumuz olduğu, Zühre Teyzelerin, Fahriye ablaların, Süheyla Bibilerin, Vaize annelerin yarı annemiz olduğu bir şehir kültüründe beslenip büyüdük. Bu çeşni ve zenginlik ruhumuza her şeyden önce insan sevgisini, hürmeti, vefayı, merhameti, şefkati hediye etti ve olgunlaştık. Irk, mezhep, soy -sop teferruatına girmeden karşılıksız sevdik yanımızdaki yöremizdeki insanları. Acımız onların acıları, sevincimiz onların sevinci oldu, sahiplendik birbirimizi. Bu şehir kültürü Meryem Aybike Sinan'ı emzirdi, büyüttü ve Türkiye'ye saldı.
Çalışmalarınızda ‘DOĞULU' olduğunuzu vurgulayarak öne çıkarmaya çalışıyorsunuz. Doğu vurgusundaki amaç, coğrafi alan mı yoksa doğu kültürü mü?
Evet, doğuluyum ve bundan her zaman gurur duydum. Medeniyet doğudan, insanlık doğudan, ruh doğudandır. Hem coğrafik, hem kültür olarak doğu kültür ve karakterini seviyorum. Değergamlığın, merhametin, vefanın, erdemin sebil olduğu topraklardır bu topraklar. Anadolu ruhunu doğunun zenginliğiyle bulmuştur. Türkiye'de ne yazık ki bilgisiz ve önyargılı bir takım insanlarda doğu imajı sorunlu olsa da ben bundan hiç gocunmadım ve her platformda doğulu olduğumu şerefle söyledim ve söylüyorum. Doğu insanının karakteristik özellikleri hakikaten çok zengin ve insanidir. Hele bu insan tipi bir de eğitimden geçmiş ve kendi kimliğinin bilincinde ise eşi benzeri bulunmaz bir insan modeli karşınıza çıkar. Doğu vurgumda hem maddi, hem manevi hem de kültürel öğeler de mevcuttur.
Eğitimci kökenli edebiyatçıların son temsilcilerindensiniz. Sizi yazmaya iten nedenler nelerdir? Varsa bu konuda bir anınızı paylaşabilir misiniz?
Aslında eğitimci olmadan da yazıyordum. Yani yazma serüveni bana Edebiyat Fakültesinin armağan ettiği bir yeti değildir. Ben yazma gibi, sanatsal uğraşıların yüce rabbimizin sevdiği kullarına bahşettiği bir armağan ve güzellik olarak görüyorum. Eğitim işleriyle uğraşmam sanıldığının aksine zamanımı kısıtlayıp, ruhumu gerdiğini de belirtmem daha doğru olur. Zira yazarlık ikinci bir meslek olarak yapıldığında yorucu ve yıpratıcı oluyor ne yazık ki.
İlk hikâyemi henüz ilkokul sıralarında iken yazmıştım. “Dolunaylı Geceler” adındaki bu hikâye “Türkiye Çocuk Dergisinde” yayımlanıp bir de bunun telif ücretini aldığımda yazarlık serüvenim başlamış oldu. Hala o ilk hikâyemi yayınlayan gazeteci ağabeyimle görüşürüm ve tabii kendisi böyle bir güzelliğe vesile olduğu için çok mutlu olduğunu söylüyor.
Bu güne kadar hangi alanlarda kitaplar yazdınız, yazdığınız kitaplarda vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Bugüne kadar 5 kitabım yayınlandı. Bunların üçü roman, biri hikâye birisi deneme türünde. Romanlardan birisini çok sevdiğim, bana bambaşka bir dünyanın şifrelerini veren, üstadım kabul ettiğim Bediüzzaman Hazretlerinin Rusya Esaretini anlattığım “Hür Adamın Esareti” adlı romanım. Bu romanda Üstadın Kafkas Cephesinde Ruslarla ve Ermenilerle yaptığı savaşlar ve akabinde Ruslara esir düşüp Rusya'ya götürülüşü konu ediyoruz.
Bir diğer kitabımız “İstanbul'un Fethi” ile ilgili. 2008 yılında bu romanı kaleme aldığımda Türkiye'de henüz İstanbul'un Fethini anlatan bir romanımız yoktu. Bir ilk olması hasebiyle ve özellikle ilk kez bir kadın gözüyle İstanbul'un Fethi anlatıldığı için benim için özel bir kitaptır.
En son “Aşk-ı Revan” adlı romanım Nesil Yayınlarından çıktı. Bu kitabımda da Evliya Çelebi'yi birbirine paralel üç kurguyla anlattık. Gâh söz konusu yüzyılın İstanbul'unda, gah Mısır'da Evliya'nın serinlediği Nil nehri sahillerinde, gah modern İstanbul'da Evliya'yı aradık, onu anlattık.
“Hayat Gerçeğe Yürür” adlı hikâye kitabımızda kısa hikâyelerle manevi dünyanın kokularını hissettirmeye çalıştık. “Hüzün Şebneme Benzer” adlı deneme kitabımızda da günlük edebi denemelerimizi kitaplaştırdık.
Kitaplarınızda ve yazılarınızda verdiğiniz mesajlar okuyucuda nasıl bir yankı buldu, paylaşmak istediğiniz okuyucu diyaloglarınız var mı?
Yazmayı bir mesuliyet olarak görüyorum. Yüce Rabbimizin çok az insana nasip ettiği bu güzelliği laf olsun diye icra eden bir yazar olmadım ve olmamak için de büyük gayret gösteriyorum. Doğruluğuna, güzelliğine inandığım ve inanç değerlerimizle paralele olan her konu yazılarımın içeriğini oluşturur.
“Kalem Mesuliyeti” denen düstura gönül vermişim. Ne çok tanınmak gibi bir derdim, ne para kazanmak gibi bir gayem, ne de insanları bir taraflara çekmek gibi niyetlerim var. Sadece doğru bildiklerimi yazıyorum. Hak bildiğim yolda yalnız yürümenin zorluklarını bile bile o yolda yürüyorum.
Okuyucularım arasında hakikaten çok sadık olanları var. Yıllardır ilgilerini benden esirgemeyen, her yerde destek veren çok harika insanlar bunlar. Hatta bir Kitap Fuarında bir üniversiteli genç delikanlı yanıma gelerek babasının selamlarını ileterek kendisinin bizzat babası tarafından gönderildiğini söylemişti ki gerçekten de çok duygulanmıştım. Bir Tıp Fakültesi öğrencisi kızımız da saatlerce kitap fuarında bizim stantta yolumu gözlemişti. Hepsinden Allah razı olsun.
Çalışmalarınızda dil ve inanç vurgusu çok dikkat çekiyor. İnsan ve toplum gelişiminde dilin ve dinin sizce yeri ne olmalı?
Her iki unsur da insan hayatı için çok önemli. Birisi ahret ve manevi dünyasını ilgilendirirken öteki de bu dünyadaki ilgilerini, ilintilerini, yaşamını, başarı ve başarısızlıklarını yakından ilgilendiren iki alan.
Bir yazarın eserlerinde maneviyat yoksa tuzsuz ekmek ve yemek gibidir o eser. Derin bir boşluk duyarsınız, ruhunuz bir türlü huzura ermez, aklınız ve kalbiniz arasında bir türlü denge kuramazsınız. İşte deruni huzuru ancak inanç vurgusu ile bulur, ruhunuz rahata erer. Bir eser de bir yazı da anlaşılır ve açık olmalı, herkesin anlayacağı bir üslupla yazılmalıdır. Özellikle bu ahenge dikkat ediyorum diyebilirim.
Eserleriniz adeta tarihi bir görev üstlenmiş durumda. Tarihi kişilikleri ele alırken Üstat Bediüzzaman Said-i Nursi ‘ye özel bir yer veriyorsunuz. Bu ilgi ve yoğunlaşmanın kaynağı nedir?
Üstadı bir tanımaya başladıysanız artık o iklimden ve çekimden kurtulamazsınız. Aslında kendisini çok geç tanıdım. Lakin yazılarımı okuyan ve takip eden camiadan bir abimiz, beni Üstadın eserleriyle yoğrulduğumu sanıp bir takım sorular sordu.
Ardından üstadın bütün eserleri geldi ve okudum. Şiirsel bir anlatım, meselelere hem estetik hem de bilimsel ve metodik bakış, dilin zenginliği, fikirlerin genişliği ve sağlamlığı açıkçası beni büyüledi.
Ataullah İskenderi, Üstad Bediüzzaman, Mahmut Esat Coşan gibi büyük din âlimlerinin bakışları ve üslupları beni cezp etmiştir.
Bana kalsa üstadın bütün eserlerini okulda ders olarak da okuturdum. Özellikle gençliğin bu büyük din âlimini tanıyıp öğrenmesi lazım diye düşünüyorum.
Doğuda kültür ve edebiyat alanında eser veren kişiler çoğunlukta, Örneğin; Niyazi Mısri Sultan'ın, Mübarek Kademi'nin değdiği yer Malatya, İbni Arabî gibi. Doğuda kültür ve edebiyatın öne çıkmasının sebebi nedir?
Söyleşimizin başında da belirttiğimiz gibi Doğu kültür ve medeniyetin yoğrulduğu, harman olduğu, sentez sentez büyüyüp ışıldadığı bir bölgedir. Yaşanılan coğrafyanın insan derununda bıraktığı iz, kadim kültür ve medeniyetin serpilip gelişmesi, eski medeniyetlere olan yakınlık ve akrabalık gibi birçok husus bunu etkilemiştir diyebiliriz.
“Güneş doğudan yükselir” sözünü birçok anlamda açabiliriz bu anlamda. Doğuda yürek seferleri katıksızca ve hasbice yapılır. Türküsünde de, şiirinde de, edebiyatında da, yaşantısında da, folklorunda da bu zenginlik farkını gösterir. Doğuda yürekler her dem yanmaktadır zira.
Bir yazar, eğitimci ve anne olarak özellikle kadınlara vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bir yazar olarak kadınlara vermek istediğim mesaj lütfen okusunlar. Televizyon seyrederek kültür kazanılmaz, vakitlerini televizyon seyrederek öldürmesinler. Tefekkür etsinler. Yani günde en azından yarım saat sadece düşünsünler, hayata dair, insana dair, inanca dair, ailelerine dair…
Bir öğretmen olarak vermek istediğim mesaj, lütfen özellikle kızlarını okutsunlar, mutlaka meslek sahibi yapsınlar, zamanlarını iyi değerlendirsinler.
Bir anne olarak vermek istediğim mesaj bütün insanları sevsinler, ırk, mezhep, din, dil ayrımı yapmadan bütün çocukları kendi çocukları sayıp, bütün insanlığı kendi ailesi sayıp sevsinler. Zira kadın severse gerçekten sever.
Kadın bir toplumun mayasıdır.
Bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.
Ben de teşekkür ederim
Doğu Rehberi