Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile birkaç gündür Özbekistan’dayız. Özbekistan’ın Türk ve İslam dünyası için çok önemli merkezlerinde önemli etkinliklere katıldık.
Ama bugün sizinle, Özbekistan’a yola çıktığımızda Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile “dış politika” üzerine yaptığımız söyleşiyi paylaşmak istiyorum.
“Dünya nereye gidiyor? Türkiye ve İslam dünyasını bekleyen fırsatlar ve riskler neler? Türk dünyası ile ilişkilerimiz nasıl?” genel başlıkları altında biz sorduk Sayın Kurtulmuş cevaplandırdı.
İşte o söyleşi:
SORU: Dünya son dönemde bir güç savaşına, ticaret savaşına doğru evriliyor. BM’nin bir geçerliliği kalmadı. İnsanlık suçu işleniyor, katliam yapılıyor ve BM’den hiç ses yok. Dünyadaki son gelişmeler çerçevesinde değerlendirmeniz ne olur?
Dünyanın yeni bir döneme girdiğini yıllardır söylüyoruz. Özellikle son dönemdeki gelişmelerle, artık eski dünya sistemine ilişkin ne varsa bunların hiçbirisinin geçerli olmadığını, yepyeni bir dünyanın kurulmakta olduğunun işaretlerini görüyoruz.
Amerika'nın, Afganistan'dan 2021 yılının yazında apar topar çekilmesinin, Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi sembol bir tarih olduğunu düşünüyorum. Bu süreçle birlikte, Amerika’nın yönettiğini zannettiği bir dünya sisteminin artık geçerliliğini korumayacağı ortaya çıkmış oldu. Bundan sonra sistemin nasıl gelişeceğine ilişkin bugünden yarına çok net detaylar söylemek mümkün değil ama söyleyeceğimiz en temel şey şudur. Dünya artık çok kutuplu bir sisteme doğru gidiyor. Ne iki kutuplu ne de tek kutuplu bir dünya olacak, çok kutupluluk dünyada hakim olacak. Bildiğimiz kutuplaşmadan ziyade çok merkezli bir dünyaya doğru gidiyoruz. Sayın Trump'ın bu çıkışlarının; yeni dönemin ne olduğunu, nasıl gelişeceğini anladığını ve bundan dolayı da elini yükseltmek için ortaya koyduğu birtakım fikirler olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen bir müddet sonra, Trump'ın bu çok üst perdeden dile getirmiş olduğu yaklaşımların gerçekleşmesinin çok kolay olmadığı anlaşılacaktır.
Avrupa, Rusya’nın Kırım'ı ilhakıyla birlikte dünya siyasetinden geriye çekilmek zorunda kaldığı bir dönemi yaşadı. Eğer 2014 yılında Kırım’ın ilhakına Avrupa bir cevap verebilmiş olsaydı, bambaşka bir dünya gelişebilirdi fakat Avrupa kendi iç dengesi ya da dengesizliği dolayısıyla ilhaka karşı ses çıkaramadı. Bugün Avrupa'nın geldiği güvenlik endişeleri, korkularının da işin içerisinde olduğu bu süreç, aslında Avrupa'yı bekleyen bir sonuçtu.
Ayrıca Trump’ın, ilk dönemde söylediğini bu dönemde açık bir şekilde uygulayacağı görülüyor. Trump, Avrupa’nın, güvenlik meselesini Amerika'nın da NATO'nun da yüklenmeyeceğini açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla Avrupa, denklemin dışına çıkmış olacak. Burada Avrupa, Amerika, Rusya, artık ikili-üçlü bir denklem içerisine girmiştir. Bu ilişkilerin nasıl gelişeceğini belirleyecek olan Ukrayna-Rusya savaşının hangi şartlarda sonlandırılacağıdır. Bu sadece Ukrayna'yı ve Rusya'yı değil aynı zamanda Avrupa'yı da yakından ilgilendiriyor.
Trump, küresel ölçekte yeni güç merkezlerinin ortaya çıkmasını engelleyebilmek için özellikle ilk döneminde başlatmış olduğu ticaret savaşlarını artırarak devam ettireceğini ortaya koyuyor. Hiç şüphesiz bu karşılıklı bir oyun şeklinde gelişecek. Ama nereden bakarsanız bakın, bütün bu gelişmelerin önce vekalet savaşları diye terör örgütleri üzerinde sürdürülen savaşlar, arkasından ticaret savaşlarıyla uzun bir süredir devam eden bu yüksek gerilimlerin dünyayı çok tehlikeli bir noktaya doğru sürüklediği aşikardır.
Dünyada yaşanan gerilimleri önleme yeteneği olmayan uluslararası bir sistemle karşı karşıyayız. Yani artık sadece kağıt üzerinde var olan, fiiliyatta olmayan, hiçbir yaptırım gücü olmayan metinlerin bir iyi niyet temennisinden öte anlam ifade etmediği bir sisteme doğru geçiyoruz. Onun için de bizim süratle Türkiye olarak yıllardır söylediğimiz sözü, çok daha yüksek perdeden dünyaya anlatmamız lazım. Yeni bir dünyanın kurulması gerekiyor. Önce hangi ilkeler üzerinde bir dünya sistemi oluşacağına ilişkin hep beraber karar vermek zorundayız. Dünyada farklı ulusların ortak çalışmalarının gündeme getirilmesi, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bütün uluslararası sistemin, yani küresel, siyasal ve ekonomik mimarinin yeniden dizayn edilmesi şarttır. Bunu yapabilmek için, yani hem çözüm bulmak hem de bütün gerilimlerle ilgili Türkiye'nin başından beri ortaya koyduğu; diplomasi kanallarını sürekli açık tutmak, en zor sorunları bile müzakereyle masada karşılıklı rızayla çözebilmek için öncelikle niyeti ortaya koymak gerekir. Dolayısıyla dünyanın bu kadar büyük gerilimleri yaşadığı bir dönemde Türkiye'nin tezlerinin daha da önemli hale geldiğini görüyoruz.
Bu gerilimler, sadece diplomasi mahfillerinde ya da siyaset merkezlerinde ortaya çıkan gerilimler değildir. Artık gerilimin tarafı olanların elinde, düne göre çok daha ölümcül silahların olduğu, çok daha güçlü silahlanma yarışının içerisine girildiği bir dünyadayız. Bu kadar çok silahlanma yarışının sonucunda işin nerede ve nasıl duracağı belli olmaz. Bunun için silahlanma artık caydırıcı olmanın ötesine geçmiştir. Bunun da önlenmesi için çok güçlü, samimi bir şekilde müzakere mekanizmasının kurulması elzemdir.

SORU: Dünya çok kutuplu bir yöne evriliyor diyoruz ama tekrar yine Yalta gibi Rusların, Amerikalıların olduğu bir dünyanın kurulma ihtimali var mı? İki kutuplu dünya ihtimaline gitme imkanımız var mı?
Yakın dönemde öngörmüyorum. Çok köklü değişikliklerin olması lazım. Çünkü çok merkezlilik derken; dünyada bugün farklı bölgelerin öne çıkacağını görüyoruz. Çin, bu merkezlerden bir tanesi… Hindistan, Brezilya, Meksika, Türkiye artık dünyada yükselen yeni merkez adayı olan ülkelerdir. Dolayısıyla tekrar iki kutuplu ya da tek kutuplu bir sisteme dönüş olmayacağını, çok merkezli, çok kutuplu bir dünyanın önümüzdeki dönemi şekillendireceğini düşünüyorum.

SORU: ABD, 60 ülkeye ağır gümrük vergileri getirdi. Türkiye’ye ise daha düşük, yüzde 10 vergi getirdi. Bu Türkiye için bir avantaj olabilir mi?
Trump'ın yapmak istediği aslında sadece gümrük vergilerini artırmak değil, şu anda dünyada var olan küresel ticaret mekanizmalarını tersyüz etmektir. Yani orada da bu kadar büyük dünya ticaret mekanizmalarına müdahale edilmesi, dünya ticareti bakımından yeni birtakım
dengesizlikleri, çatışmaları ortaya çıkaracaktır. Görece olarak Türkiye'ye az vergi konulması, belki diğer ülkelere göre daha iyi bir durumdur ama Türkiye açısından çok önemli ya da bulunmaz bir fırsat olarak görmüyorum.
SORU: İsrail’in bölgedeki saldırıları artıyor. Son olarak Suriye’de saldırılar düzenleyen İsrail’in, “Düşmanların burada konuşlanmasını istemiyoruz” çıkışı vardı. Türkiye’nin de kesinleşmeyen ama konuşulan üsler kurma konusu söyleniyor. Biz adım adım İsrail’le bir çatışma ortamına gidiyor muyuz?
Öncelikle şunu söyleyeyim, İsrail’in şartları ne olursa olsun Türkiye ile çatışmayı göze alacak kadar irrasyonel olmayacağını düşünüyorum. Ama şunu da unutmamak lazım, İsrail’in, arz-ı mevud planlarını bilmeden, bu planların sadece raflarda duran bir proje olmanın ötesinde adım adım uygulamaya konulmuş bir eylem planı olduğunu görmeden Orta Doğu'da siyaset yapılamaz. İsrail'in amacı çok açıktır. Her ne kadar kendi içlerinde politika farklılıkları olsa da en azından Netanyahu ve hükümetinin bu konuda çok kararlı ve ısrarlı olduğu ortadadır. Arz-ı mevudu gerçekleştirmek için düğmeye basmışlardır.
Mesele, Gazze’nin ilhakı değildir sadece… Madem öyleyse niye Lübnan’a saldırdılar? Filistinlileri vatanlarından çıkarmak istiyorlarsa niye Suriye'ye saldırıyorlar, niye Yemen’e saldırıyor, niye İran'a saldırıyorlar? Dolayısıyla İsrail, arz-ı mevud önünde kendisi için tehlikeli gördüğü bütün unsurları ortadan kaldırma eylemine başlamış durumda. Türkiye bu konuda uyanıktır, kendi stratejik hedeflerini belirlemiş vaziyettedir. İsrail'in, uluslararası sistem tarafından belli bir noktada durdurulması şarttır. Artık bundan sonrası, İsrail açısından, bütün Orta Doğu'yu bir türbülansın içerisine sokacak çılgınlık olur.

SORU: İsrail’in Amerika ile bir kenetleme hali mevcut. Amerika’daki Yahudi lobisiyle, Trump’ın da içinde bulunduğu bir şekilde İsrail’i cesaretlendiren bir yapı da söz konusu. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Hiç şüphesiz… Gazze’de işlenen insanlık suçları, yapılan katliam ve soykırım üzerinden 1.5 yıl geçti. Sadece Trump yönetimi değil aynı zamanda Biden yönetimi de İsrail’e sınırsız ve koşulsuz bir destek verdi. Normal şartlarda, kendileri açısından bakıldığında Amerika-İsrail ittifakının Gazze meselesini bir haftada bitirmesi gerekirdi. Ama Orta Doğu, bir labirent gibidir. Orta Doğu üzerindeki hesaplar, masa üzerinde yapıldığı gibi gerçekleşmiyor. Dolayısıyla Filistin halkının mukavemeti, masum ve silahsız insanların o direnişi dünyaya yeni bir şey öğretti. Dünyanın en güçlü ordularına sahip olabilirsiniz ama dünyanın en inançlı halkına karşı bu mücadelede başarılı olacağınız anlamına gelmiyor.
Bugün Amerika'da sokakta yaşayan insanların çok büyük bir kısmı, işlenen insanlık suçlarına karşı fevkalade ciddi şekilde tepkiler ortaya koyuyor. Üniversitelerde yapılan gösterileri yasaklamakla ya da Filistin davasına destek veren akademisyenleri işten atmakla bu iş olmuyor. Eğer öyle olmuş olsaydı çoktan bu işi bitirmeleri gerekirdi. Eninde sonunda Filistin davasına destek veren insanlık cephesi kazanacaktır.
SORU: Suriye’de son yaşanan gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin burada bir pozisyon değişikliği var mı?
Suriye'de yeni yönetim iş başına geldiği ilk günden itibaren tekliflerimizi ve tavsiyelerimizi Suriye yönetimine yapıyoruz ve bunlar Türkiye için hayati noktadır.
Suriye’nin toprak bütünlüğünü önemsiyoruz. Suriye’nin hiçbir yerinde özerk bölge, ayrı bir etnik yapı ya da mezhebi kimlik üzerinden bir ayrışma yapılmamalı. Silahlı bütün gruplar Suriye'nin resmi ordusunun çatısı altında birleştirilmelidir. Ayrıca Suriye'de kapsayıcı bir yönetimin oluşmasını da arzuluyoruz. Ümit ederiz ki hızlı bir şekilde bu süreci tamamlarlar. Tabi, çok kolay olmadığını biliyoruz. Dil dil, sokak sokak, bölge bölge bölünmüş bir Suriye vardı. Bunların hepsini aynı bayrak altında, aynı millet bilinci etrafında toparlamak kolay bir şey değildir.
Ayrıca birçok ülke, bir kurşun atmadan Suriye topraklarından çekildi ama bu ülkelerin Suriye'ye ilişkin hesaplarının, planlarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Suriye'deki istikrarı bir şekilde sonlandırmak isteyen gruplar olabilir. Dolayısıyla çok hassas bir süreç. Burada bizim amacımız, Suriye'nin istikrarlı yönetiminin sürdürülmesidir. Özellikle bütün dünya kamuoyunun, Suriye'nin dostlarının bu anlamda Suriye'deki kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesine ve uluslararası ambargoların kaldırılmasına destek vermesi gerekiyor. Türkiye bütün bu söylediğimiz konuları birebir en yakın mesafeden takip ediyor. Çünkü bu meseleler, Suriye'nin istikrarlı geleceği için şarttır.
Hasan Öztürk / Haber7
Kurtulmuş: Çok kutuplu dünyada Türkiye’nin tezleri daha da önemli hale geldi
Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile birkaç gündür Özbekistan’dayız. Özbekistan’ın Türk ve İslam dünyası için çok önemli merkezlerinde önemli etkinliklere katıldık.
Ama bugün sizinle, Özbekistan’a yola çıktığımızda Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile “dış politika” üzerine yaptığımız söyleşiyi paylaşmak istiyorum.
“Dünya nereye gidiyor? Türkiye ve İslam dünyasını bekleyen fırsatlar ve riskler neler? Türk dünyası ile ilişkilerimiz nasıl?” genel başlıkları altında biz sorduk Sayın Kurtulmuş cevaplandırdı.
İşte o söyleşi:
SORU: Dünya son dönemde bir güç savaşına, ticaret savaşına doğru evriliyor. BM’nin bir geçerliliği kalmadı. İnsanlık suçu işleniyor, katliam yapılıyor ve BM’den hiç ses yok. Dünyadaki son gelişmeler çerçevesinde değerlendirmeniz ne olur?
Dünyanın yeni bir döneme girdiğini yıllardır söylüyoruz. Özellikle son dönemdeki gelişmelerle, artık eski dünya sistemine ilişkin ne varsa bunların hiçbirisinin geçerli olmadığını, yepyeni bir dünyanın kurulmakta olduğunun işaretlerini görüyoruz.
Amerika'nın, Afganistan'dan 2021 yılının yazında apar topar çekilmesinin, Berlin Duvarı’nın yıkılması gibi sembol bir tarih olduğunu düşünüyorum. Bu süreçle birlikte, Amerika’nın yönettiğini zannettiği bir dünya sisteminin artık geçerliliğini korumayacağı ortaya çıkmış oldu. Bundan sonra sistemin nasıl gelişeceğine ilişkin bugünden yarına çok net detaylar söylemek mümkün değil ama söyleyeceğimiz en temel şey şudur. Dünya artık çok kutuplu bir sisteme doğru gidiyor. Ne iki kutuplu ne de tek kutuplu bir dünya olacak, çok kutupluluk dünyada hakim olacak. Bildiğimiz kutuplaşmadan ziyade çok merkezli bir dünyaya doğru gidiyoruz. Sayın Trump'ın bu çıkışlarının; yeni dönemin ne olduğunu, nasıl gelişeceğini anladığını ve bundan dolayı da elini yükseltmek için ortaya koyduğu birtakım fikirler olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen bir müddet sonra, Trump'ın bu çok üst perdeden dile getirmiş olduğu yaklaşımların gerçekleşmesinin çok kolay olmadığı anlaşılacaktır.
Avrupa, Rusya’nın Kırım'ı ilhakıyla birlikte dünya siyasetinden geriye çekilmek zorunda kaldığı bir dönemi yaşadı. Eğer 2014 yılında Kırım’ın ilhakına Avrupa bir cevap verebilmiş olsaydı, bambaşka bir dünya gelişebilirdi fakat Avrupa kendi iç dengesi ya da dengesizliği dolayısıyla ilhaka karşı ses çıkaramadı. Bugün Avrupa'nın geldiği güvenlik endişeleri, korkularının da işin içerisinde olduğu bu süreç, aslında Avrupa'yı bekleyen bir sonuçtu.
Ayrıca Trump’ın, ilk dönemde söylediğini bu dönemde açık bir şekilde uygulayacağı görülüyor. Trump, Avrupa’nın, güvenlik meselesini Amerika'nın da NATO'nun da yüklenmeyeceğini açıkça ifade ediyor. Dolayısıyla Avrupa, denklemin dışına çıkmış olacak. Burada Avrupa, Amerika, Rusya, artık ikili-üçlü bir denklem içerisine girmiştir. Bu ilişkilerin nasıl gelişeceğini belirleyecek olan Ukrayna-Rusya savaşının hangi şartlarda sonlandırılacağıdır. Bu sadece Ukrayna'yı ve Rusya'yı değil aynı zamanda Avrupa'yı da yakından ilgilendiriyor.
Trump, küresel ölçekte yeni güç merkezlerinin ortaya çıkmasını engelleyebilmek için özellikle ilk döneminde başlatmış olduğu ticaret savaşlarını artırarak devam ettireceğini ortaya koyuyor. Hiç şüphesiz bu karşılıklı bir oyun şeklinde gelişecek. Ama nereden bakarsanız bakın, bütün bu gelişmelerin önce vekalet savaşları diye terör örgütleri üzerinde sürdürülen savaşlar, arkasından ticaret savaşlarıyla uzun bir süredir devam eden bu yüksek gerilimlerin dünyayı çok tehlikeli bir noktaya doğru sürüklediği aşikardır.
Dünyada yaşanan gerilimleri önleme yeteneği olmayan uluslararası bir sistemle karşı karşıyayız. Yani artık sadece kağıt üzerinde var olan, fiiliyatta olmayan, hiçbir yaptırım gücü olmayan metinlerin bir iyi niyet temennisinden öte anlam ifade etmediği bir sisteme doğru geçiyoruz. Onun için de bizim süratle Türkiye olarak yıllardır söylediğimiz sözü, çok daha yüksek perdeden dünyaya anlatmamız lazım. Yeni bir dünyanın kurulması gerekiyor. Önce hangi ilkeler üzerinde bir dünya sistemi oluşacağına ilişkin hep beraber karar vermek zorundayız. Dünyada farklı ulusların ortak çalışmalarının gündeme getirilmesi, başta Birleşmiş Milletler olmak üzere bütün uluslararası sistemin, yani küresel, siyasal ve ekonomik mimarinin yeniden dizayn edilmesi şarttır. Bunu yapabilmek için, yani hem çözüm bulmak hem de bütün gerilimlerle ilgili Türkiye'nin başından beri ortaya koyduğu; diplomasi kanallarını sürekli açık tutmak, en zor sorunları bile müzakereyle masada karşılıklı rızayla çözebilmek için öncelikle niyeti ortaya koymak gerekir. Dolayısıyla dünyanın bu kadar büyük gerilimleri yaşadığı bir dönemde Türkiye'nin tezlerinin daha da önemli hale geldiğini görüyoruz.
Bu gerilimler, sadece diplomasi mahfillerinde ya da siyaset merkezlerinde ortaya çıkan gerilimler değildir. Artık gerilimin tarafı olanların elinde, düne göre çok daha ölümcül silahların olduğu, çok daha güçlü silahlanma yarışının içerisine girildiği bir dünyadayız. Bu kadar çok silahlanma yarışının sonucunda işin nerede ve nasıl duracağı belli olmaz. Bunun için silahlanma artık caydırıcı olmanın ötesine geçmiştir. Bunun da önlenmesi için çok güçlü, samimi bir şekilde müzakere mekanizmasının kurulması elzemdir.
SORU: Dünya çok kutuplu bir yöne evriliyor diyoruz ama tekrar yine Yalta gibi Rusların, Amerikalıların olduğu bir dünyanın kurulma ihtimali var mı? İki kutuplu dünya ihtimaline gitme imkanımız var mı?
Yakın dönemde öngörmüyorum. Çok köklü değişikliklerin olması lazım. Çünkü çok merkezlilik derken; dünyada bugün farklı bölgelerin öne çıkacağını görüyoruz. Çin, bu merkezlerden bir tanesi… Hindistan, Brezilya, Meksika, Türkiye artık dünyada yükselen yeni merkez adayı olan ülkelerdir. Dolayısıyla tekrar iki kutuplu ya da tek kutuplu bir sisteme dönüş olmayacağını, çok merkezli, çok kutuplu bir dünyanın önümüzdeki dönemi şekillendireceğini düşünüyorum.
SORU: ABD, 60 ülkeye ağır gümrük vergileri getirdi. Türkiye’ye ise daha düşük, yüzde 10 vergi getirdi. Bu Türkiye için bir avantaj olabilir mi?
Trump'ın yapmak istediği aslında sadece gümrük vergilerini artırmak değil, şu anda dünyada var olan küresel ticaret mekanizmalarını tersyüz etmektir. Yani orada da bu kadar büyük dünya ticaret mekanizmalarına müdahale edilmesi, dünya ticareti bakımından yeni birtakım
dengesizlikleri, çatışmaları ortaya çıkaracaktır. Görece olarak Türkiye'ye az vergi konulması, belki diğer ülkelere göre daha iyi bir durumdur ama Türkiye açısından çok önemli ya da bulunmaz bir fırsat olarak görmüyorum.
SORU: İsrail’in bölgedeki saldırıları artıyor. Son olarak Suriye’de saldırılar düzenleyen İsrail’in, “Düşmanların burada konuşlanmasını istemiyoruz” çıkışı vardı. Türkiye’nin de kesinleşmeyen ama konuşulan üsler kurma konusu söyleniyor. Biz adım adım İsrail’le bir çatışma ortamına gidiyor muyuz?
Öncelikle şunu söyleyeyim, İsrail’in şartları ne olursa olsun Türkiye ile çatışmayı göze alacak kadar irrasyonel olmayacağını düşünüyorum. Ama şunu da unutmamak lazım, İsrail’in, arz-ı mevud planlarını bilmeden, bu planların sadece raflarda duran bir proje olmanın ötesinde adım adım uygulamaya konulmuş bir eylem planı olduğunu görmeden Orta Doğu'da siyaset yapılamaz. İsrail'in amacı çok açıktır. Her ne kadar kendi içlerinde politika farklılıkları olsa da en azından Netanyahu ve hükümetinin bu konuda çok kararlı ve ısrarlı olduğu ortadadır. Arz-ı mevudu gerçekleştirmek için düğmeye basmışlardır.
Mesele, Gazze’nin ilhakı değildir sadece… Madem öyleyse niye Lübnan’a saldırdılar? Filistinlileri vatanlarından çıkarmak istiyorlarsa niye Suriye'ye saldırıyorlar, niye Yemen’e saldırıyor, niye İran'a saldırıyorlar? Dolayısıyla İsrail, arz-ı mevud önünde kendisi için tehlikeli gördüğü bütün unsurları ortadan kaldırma eylemine başlamış durumda. Türkiye bu konuda uyanıktır, kendi stratejik hedeflerini belirlemiş vaziyettedir. İsrail'in, uluslararası sistem tarafından belli bir noktada durdurulması şarttır. Artık bundan sonrası, İsrail açısından, bütün Orta Doğu'yu bir türbülansın içerisine sokacak çılgınlık olur.
SORU: İsrail’in Amerika ile bir kenetleme hali mevcut. Amerika’daki Yahudi lobisiyle, Trump’ın da içinde bulunduğu bir şekilde İsrail’i cesaretlendiren bir yapı da söz konusu. Buna ilişkin değerlendirmeniz nedir?
Hiç şüphesiz… Gazze’de işlenen insanlık suçları, yapılan katliam ve soykırım üzerinden 1.5 yıl geçti. Sadece Trump yönetimi değil aynı zamanda Biden yönetimi de İsrail’e sınırsız ve koşulsuz bir destek verdi. Normal şartlarda, kendileri açısından bakıldığında Amerika-İsrail ittifakının Gazze meselesini bir haftada bitirmesi gerekirdi. Ama Orta Doğu, bir labirent gibidir. Orta Doğu üzerindeki hesaplar, masa üzerinde yapıldığı gibi gerçekleşmiyor. Dolayısıyla Filistin halkının mukavemeti, masum ve silahsız insanların o direnişi dünyaya yeni bir şey öğretti. Dünyanın en güçlü ordularına sahip olabilirsiniz ama dünyanın en inançlı halkına karşı bu mücadelede başarılı olacağınız anlamına gelmiyor.
Bugün Amerika'da sokakta yaşayan insanların çok büyük bir kısmı, işlenen insanlık suçlarına karşı fevkalade ciddi şekilde tepkiler ortaya koyuyor. Üniversitelerde yapılan gösterileri yasaklamakla ya da Filistin davasına destek veren akademisyenleri işten atmakla bu iş olmuyor. Eğer öyle olmuş olsaydı çoktan bu işi bitirmeleri gerekirdi. Eninde sonunda Filistin davasına destek veren insanlık cephesi kazanacaktır.
SORU: Suriye’de son yaşanan gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin burada bir pozisyon değişikliği var mı?
Suriye'de yeni yönetim iş başına geldiği ilk günden itibaren tekliflerimizi ve tavsiyelerimizi Suriye yönetimine yapıyoruz ve bunlar Türkiye için hayati noktadır.
Suriye’nin toprak bütünlüğünü önemsiyoruz. Suriye’nin hiçbir yerinde özerk bölge, ayrı bir etnik yapı ya da mezhebi kimlik üzerinden bir ayrışma yapılmamalı. Silahlı bütün gruplar Suriye'nin resmi ordusunun çatısı altında birleştirilmelidir. Ayrıca Suriye'de kapsayıcı bir yönetimin oluşmasını da arzuluyoruz. Ümit ederiz ki hızlı bir şekilde bu süreci tamamlarlar. Tabi, çok kolay olmadığını biliyoruz. Dil dil, sokak sokak, bölge bölge bölünmüş bir Suriye vardı. Bunların hepsini aynı bayrak altında, aynı millet bilinci etrafında toparlamak kolay bir şey değildir.
Ayrıca birçok ülke, bir kurşun atmadan Suriye topraklarından çekildi ama bu ülkelerin Suriye'ye ilişkin hesaplarının, planlarının sona erdiği anlamına gelmiyor. Suriye'deki istikrarı bir şekilde sonlandırmak isteyen gruplar olabilir. Dolayısıyla çok hassas bir süreç. Burada bizim amacımız, Suriye'nin istikrarlı yönetiminin sürdürülmesidir. Özellikle bütün dünya kamuoyunun, Suriye'nin dostlarının bu anlamda Suriye'deki kurumsal kapasitesinin güçlendirilmesine ve uluslararası ambargoların kaldırılmasına destek vermesi gerekiyor. Türkiye bütün bu söylediğimiz konuları birebir en yakın mesafeden takip ediyor. Çünkü bu meseleler, Suriye'nin istikrarlı geleceği için şarttır.
Hasan Öztürk / Haber7