Üstadın ve yadigârı Emine annemizin orucu
- GİRİŞ12.03.2025 08:44
- GÜNCELLEME13.03.2025 09:07
Bazı güzel insanlar orucu da, haccı da, namazı da, zikri de, nasihati da öylesine yakıştırıyorlar ki kendilerine; dünya ötesinden, dünyaya onlar için özel sipariş verilmiş, libaslar biçilmiş, dikilmiş, giyinmişler. Gözlerinizi onlardan alamıyorsunuz.
Namaz bir başka yakışıyor.
Hac bir başka yakışıyor.
Sohbet bir başka yakışıyor.
Oruç ise bambaşka yakışıyor.
Yani ibadet, bu insanlar üzerinde adeta bir manevi ziynet gibi, nurla yıkanmış bir Cennet elbisesi gibi duruyor.
Alınlarına baktığınızda secde parıltılarını, muhabbetlerine katıldığınızda tavaf lezzetini, yüzlerine baktığınızda oruç aydınlığını görebilirsiniz.
Sayıları az da olsa çevrenizde rastlayabileceğiniz bu insanlar, yürürken bizim asil ve kutlu medeniyetimizin Kur'an’la boyanmış asaletini de birlikte taşırlar üzerlerinde.
Uzunca boyunu, 90 küsur yıllık çileli hayat, omuzlarından bir parça öne doğru eğmiş olsa da, Emine Anne bu asaleti taşıyanlardandır.
Epey zamandan beri tanıyorum onu.
Kuzuluk’un bir köyünde dünyaya gelmiş, on beş yaşlarında evlenmiş, Akyazı'dan İstanbul Yeni Sahra’ya taşınmışlar, evin yakınlarında küçük bir arsa almışlar.
“O sırada orada bizden başka beş tane daha ev vardı, oralar, her taraf ağaçlıktı." diyor, Emine Anne.
Arsayı aldıkları kişiye borçlarını yavaş yavaş öderlerken eşi vefat etmiş.
Bu arada büyük oğlu Hasan da askere gitmiş.
Daha 35 yaşlarında iken üç çocukla, bir yığın borçla kalakalmış tek başına Emine Hanım.
Okuması, yazması yok.
Çocuklar ekmek istiyor.
Arsa sahibi borcunu istiyor.
Bir hayır sahibi aracı olmuş, Erenköy'de temiz, mütedeyyin ve beş çocuklu bir ailenin yanında evin hanımına yardımcı olarak çalışmasını önermiş.
Kabul etmiş Emine Hanım ve gidip aile ile tanışmış, anlaşmışlar, çalışmaya başlamış.
Çocukların hepsinin adlarını hala hatırlıyor ve tek tek sayıyor: "Mehmet, Ömer, Osman, Ayşe ve Zeynep.”
“İkisi yaşıyor ama üçü rahmetli oldu.” diyor ve devam ediyor komşumuz Emine Anne, o ilk tanıştığımız günlerin, yıllar önceki bir ilkyaz akşamüstü.
“Ev sahibimiz çok iyi bir insandı, yatsın nurlansın, Eyüp Sultan Mezarlığı’nda meftundur, rahmetli Necip Fazıl Bey, mezarına da bir defa gidebildim, çok yukarılarda, tepede olduğu için çıkıp inemiyorum ama kendisine hep dua ediyorum." dedi.
İçim bir garip oldu, kelimelerim ağzımın içinde ufalandı, etrafımı adeta bir sis bulutu kapladı ve ben içinde kaldım.
Annemiz, bilemiyorum halimi fark etti mi?
Gözlerim ıslanmıştı.
Hiç beklemediğim bir anda Üstadımızdan haber almak, yıllar önce ona çok yakın olmuş biri ile ansızın karşılaşmak, nedendir bilemem, beni etkilemişti.
Emine Anne, Üstad Necip Fazıl Kısakürek'ten söz ediyordu.
Ben bir hayli heyecanlanmıştım ama o, bunun farkında mıydı pek emin değildim.
Hızla kalktım, kütüphaneden üstadın kitaplarından birini getirdim ve üzerindeki fotoğrafını gösterdim.
Hemen tanıdı, “Evet Necip Fazıl Bey budur.” dedi ve yeniden defalarca dua etti.
Emine Anne, sanırım halkın içinde gizlenmişlerdendir.
Oruç öylesine yakışıyor ona, öylesine güzel duruyor ki üzerinde, hemen her gün akşamüzerleri cennet libasları içinde kapımızı çalıp, iftarlık domates, roka, kıvırcık, salatalık, bahçesinde ne varsa bırakıp gidiyor.
Onu her gördüğümde Üstadı hatırlıyorum, ona adeta Üstad'dan bir yadigâr gözüyle bakıyorum.
Ona baktıkça asil bir uygarlık, aşk ve adalet yüklü bir iman, sehavet, samimiyet ve merhamet dolu bir komşuluk görüyorum.
Dün uğradığında sordum, dedim ki, “Emine Anne, sen o zamanlar Necip Fazıl Kısakürek'in önemli biri olduğunu bilmiyor muydun?”
"Hayır, bilmiyordum.” dedi. “Sen söyleyinceye kadar bu derece Üstad olduğunu da bilmiyordum. Gerçi o zamanlar eve gazeteciler çok gelip giderlerdi, misafirler hiç eksik olmazdı, her misafiri de çok ihtimamla karşılar, izzet ikramda bulunurdu.
Ayrıca bazen misafirlerin yemekleriyle özel olarak ilgilenirdi.
Birkaç defa da yanına Alparslan Türkeş'in geldiğini görmüştüm.
Bir de Akyazı'da, Kuzuluk'ta bazı cenazelerde imamların, cemaate konuştuklarında Necip Fazıl Bey'den bahsettiklerine şahit olmuştum.
Ve o zaman, ‘herhalde mühim bir şahıstır’ diye düşünmüştüm."
Dedim ki, “Emine Anne, üstadımızın hangi özelliği kaldı aklında, nasıl bir insandı?”
“Ben onun hep iyiliklerini gördüm, ondan razıyım ve sürekli dua ederim. Bir de çocukların yaramazlıklarına kızdığı zaman ‘teresleeeer’ diye söylenirdi.
Teres kelimesini pek çok kullanırdı”.
Emine Anneye ölümün soğukluğu karşısında içimizi ısıtan, bizi ferahlatan ve muhtemelen cenazeler musallada iken imamlarımızın okuduğu, üstadın o meşhur dizelerini okuyorum:
“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber/
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?
Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun.”
Duaları bir güzel, orucu bir güzel, teravihleri, komşuluğu, niyazları bir güzel olan ve mahallemizde Cennet Annelerinden bir anne gibi dolaşan Üstad Yadigârı Emine Annemize hayırlı ve uzun ömürler diliyorum.
Bu vesileyle Üstad’ın hapishane günlerinden bir gün, oruçluyken yaşadığı bir hikâyeyi de buraya ekleyerek, o mübarek üstadımızı da rahmetle ve minnetle analım. Mekânın Cennet, makamın âli olsun. Senin hakkını ödeyemeyiz güzel insan.
Üstadın o meşhur Karpuz Hikayesi şöyle:
“Ramazan'dı.
Oruçluydum.
Tanıdığım bir tüccar, iftar yemeğimi her gün evinden, hususi otomobiliyle gönderirdi.
Ben de hapishane kapısının yanındaki tel örgüde yemeğimi beklerdim. Herkesin deliğine çekildiği o saatlerde bana izin verirlerdi.
Yine böyle beklerken bir gün ihtiyar bir adam tel örgüye sokuldu.
Üstü başı dökülen, amele kılıklı bir ihtiyar…
Beni asla tanımadan: “Oğlum, içerde bir Necip Fazıl varmış!
Şu karpuzu ona hediye getirdim.
Allah rızası için götürüp verir misin?” dedi.
Gözlerim, hücum eden yaşlardan yangın içinde:
“Ver, baba, hemen götüreyim!” dedim ve aldım.
İşte, hasbî, her türlü nefs oyunundan uzak, Allah için verilen hediye…
Bu meçhul Müslüman'dan tüten edayı ömrümce unutamam…
Keşke o karpuzu kesmeseydim, hep ona bakıp düşünseydim, İslam ahlâkını fikretseydim, ağlasaydım, ağlasaydım…"
Ferman Karaçam
YouTube : youtube.com/c/Ferman Karaçam
Twitter : twitter.com/fermankaracam
Instagram : instagram.com/fermankaracam
Facebook : facebook.com/karacamferman
E-mail : fermankaracam@gmail.com
Web Sitesi : fermankaracam.com
Yorumlar12