Türkiye demokrasisini zincire vuran 12 Eylül darbesinin üzerinden 46 yıl geçti
Türkiye'nin siyasi tarihine en ağır darbeyi vuran, milli iradeyi hiçe sayarak ülkeyi karanlığa sürükleyen 12 Eylül 1980 askeri müdahalesinin üzerinden tam 46 yıl geçti.
Haber7-ÖZEL
Milletin iradesinin hiçe söylenerek susturulduğu 12 Eylül askeri darbesinin üzerinden tam 46 yıl geçti. Ancak Türk demokrasisinin o dönemde kara lekesi açıldı ve açılan yaralar hafızalardaki tazeliğini korudu. Yönetim, karanlık sabahtan bu yana neredeyse yarım asır askeri geride kalırken, darbenin Türk milletine ödettiği ağır bedeller hafızalardan silindi. Meclisin kapısına kilitlendiği, anayasanın rafa kaldırıldığı ve temel hakların tamamen yok edildiği bir süreç, sadece siyasi hayat değil, dünyanın onun yerinde insanın de acımasızca nefesi kesildi. Dönemin darbeci paşalarından Kenan Evren'in ele aldığı şirketler için sanayi, “Asmayalım da besleyelim mi?” Antidemokratik sözler, darbecilerin insan hakları konusunda sınırda tanınmadığı ve millete kesilen faturanın bedelini tamamlamaya devam ediyor.

İLK DARBE TEŞEBBÜSÜ 11 TEMMUZ 1980
Planın ilk denemesi, 11 Temmuz 1980'de ordu komutanlarına verilen harekat emriyle yapıldı ancak dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'in güvenoyu alması üzerine bu teşebbüs ertelendi. Tarihler 12 Eylül 1980'de gösterdiğinde, TRT radyosunda İstiklal Marşı'nın ardından Harbiye Marşı çalındı ve dönemin Genelkurmay Başkanı ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzalı Milli Güvenlik Konseyi'nin okunan raporuyla Türkiye, karanlık bir döneme giriyor. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan darbeci Milli Güvenlik Konseyi, tüm yetkileri nefes nefese antidemokratik faaliyetlere başladı.

DEMOKRASİNİN KALBİNE BASAN POSTAL
Milli iradenin tecelli ettiği en yüksek makam olan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), sesler posta altında lağvedilerek tamamen saklandı. Ülkenin temel hukuk metni olan Anayasa yürürlükten kaldırılarak askeri vesayetin gölgesinde yeniden şekillendirildi. Demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partilerin faaliyetlerine son derece açık kapılarına kilit vuruldu. Türk siyaseti, askeri cuntanın çizdiği bir araya getirilerek tamamen vesayet altına alındı.
LİDERLER SÜRGÜNE GÖNDERİLDİ
Milli iradenin sandıkta getirdiği dönemin siyasi aktörleri darbecilerin hedefinden kaçamadı. Türk siyasetinin önde gelen isimleri zorunlu ikamete tabi tutularak adeta sürgün hayatı yaşadı. Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan, İzmir açıklarındaki Uzunada'ya gönderilerek tecrit edilirken; Süleyman Demirel ile Bülent Ecevit ise Gelibolu'daki Hamzaköy askeri tesislerinde zorunlu ikamet durumunda mevcuttu. Siyasetin yön veren isimleri, bu girişim halktan ve tabanlardan tamamen kopmak istiyordu.

ZİNDANLARDAN DARAĞACINA GİDEN YOL
Cuntanın kurduğu baskı rejimi, toplumu sindirmek adına tarihin en büyük gözaltı ve sorgu dalgalarından birini başlattı. Bu süreçte tam 650 bin kişi emniyet ve askeriye binalarında gözaltına alınarak çok ağır sorgulardan geçirildi. Kurulan sıkıyönetim mahkemelerinde açılan 210 bin davada, yaklaşık 230 bin vatandaş sanık sandalyesine oturtularak yargılandı. Adaletin tamamen askıya alındığı bu karanlık dönemde, 517 kişi hakkında idam kararı verilirken, bu cezalardan 50'si darağacında infaz edilerek tarihe kara bir leke olarak geçti.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin ardından idam edilen ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu, darbe döneminin hafızalarda yer eden simge isimlerinden biri oldu. 22 yaşındaki Pehlivanoğlu, 7 Ekim 1980'de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi.

VİDAN AZABI ÇEKMEDİM, ELİM TİTREMEDİ
Kenan Evren darbenin üzerinden yıllar geçtikten sonra katıldığı bir televizyon programında kendisine yöneltilen “vicdana azabı çektiniz mi?” sorusuna, “Vicdan azabı çekmedim” ifadelerini kullandı. Konuşmasının devamında idam edilen kişiler hakkında kan donduran ifadeler sarf eden Evren, “Elim titremedi” dedi.

14 BİN KİŞİ VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILDI
Darbenin yıkıcı etkileri sadece adliyelerle sınırlı kalmadı; toplumsal hayatın her alanı adeta felç edildi. Öz vatanında parya muamelesi gören 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
Fişleme mekanizmasının kurbanı olan 30 bin yurttaş ise "sakıncalı" damgası vurularak toplumsal ve iş hayatından tamamen dışlandı. Gelecek nesilleri yetiştiren eğitim camiası da bu kıyımdan nasibini aldı ve 4 bine yakın öğretmenin görevine acımasızca son verildi.

SİVİL TOPLUMUN KAPISINA KİLİT VURULDU
Özgür düşüncenin ve örgütlenme hakkının en önemli kaleleri olan sivil toplum kuruluşları da cuntanın hedefindeydi. Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay haricindeki neredeyse tüm dernek, vakıf ve sivil toplum örgütlerinin faaliyetleri tamamen yasaklandı. Toplumun nefes alabileceği tüm kanallar tıkanırken, halkın bir araya gelerek sesini duyurabileceği tüm demokratik yapılar ortadan kaldırıldı.
BİR GECEDE GELEN EKONOMİK YIKIM
Siyasi ve toplumsal hayatı askeri tanklarla felç eden müdahale, ülke ekonomisinde de telafisi imkansız yaralar açtı. Darbe koşullarının getirdiği güvensizlik ve istikrarsızlık ortamında Türk Lirası (TL) adeta eridi. TL sadece bir gecede yüzde yüz değer kaybederek vatandaşın alım gücünü yerle bir etti. Ekonomik kriz, darbenin getirdiği baskı ortamıyla birleşerek Türkiye'yi uzun yıllar sürecek bir yoksulluk ve borç sarmalına sürükledi.

İNSANLIK DIŞI İŞKENCE YÖNTEMLERİ
12 Eylül dönemine tanık olan iki çocuk babası İzzet Yıldız, “İnsanın aklının, hayalinin alamayacağı hizmetler vardı. 16 metrekarelik bir odada 30 kişi betonun üzerinde yatıp kalkıyordu. Yaklaşık 10 gün C5'te satıldı.
İşkencelerden biri 'Filistin askısı'ydı. Belden aşağısı çıplak halde elektrik veriyorlardı. İşkenceye dayanamayan insan, önüne konulan her şeyi kabul edilebilir hale getirilebilir” şeklinde yaşanan insanlık dışı muameleyi anlattı.

Darbecilerin yargılanma süreci
Evren ve diğer darbeciler, darbe Anayasası'na dahil edilen "geçici 15. madde" ile ömür boyu dokunulmazlık hakkı kazanarak olası bir yargılamaya karşı önlem aldı. Ancak Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde atılan adımlarla, bu dokunulmazlık perdesi 12 Eylül 2010'daki referandumla kaldırıldı. Referandumdan bir gün sonra Türkiye'nin dört bir tarafından darbeciler ve bunların ayrıntılarını uygulayanlar hakkında suç duyurusunda bulunuldu.
Bunun üzerine Milli Güvenlik Konseyi üyelerinden Kenan Evren ile Tahsin Şahinkaya hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma açıldı.
Haklarındaki iddianame, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesince 10 Ocak 2012'de kabul edilen iki darbeci, "Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilmesi veya bir parça değiştirilmesine veya ortadan kaybolmaya ve anayasa ile teşekkül etmiş olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ortadan kaldırılmasına veya gerçekleştirilmesine engel olmak ile suçlandı."

Sağlıkta dinlenmelere katılmayan darbeci general, video konferansı boyunca savunmalarında suçlamaları kabul edilmedi, temel iktidar raporları, mevcut mahkemelerin yargılanamayacaklarını iddia etti. Yargılamanın devam ettiği dönemde Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi yasayla kapatılınca, Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi devredildi.
Mahkeme, 18 Haziran 2014'te Evren ve Şahinkaya'yı, 1979'da sundukları muhtırayla "Anayasa ve TBMM'yi ortadan durdurmaya ve engellemeye teşebbüs" , 1980'deki darbeyle de "Anayasa'yı tağyir, tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül TBMM'yi ıskat ve cebren men" suçunu çalıştırdıkları "ağır eden" suçunu çalıştırdılar müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
Mahkeme, takdiri indirimle bu cezayı "müebbet hapse" çevirdi, ayrıca 2 darbecinin alaylarının sökülmesine karar verildi.
-
Özgül 6 saat önce Şikayet EtABD'nin cocuklariydilar! Yönetime el koydular! Kitaplari, kasetleri yasakladi ve yaktilar! Siyasi partileri, sendikalari ve demokratik kitle örgütlerini kapattilar! Kürtlerin ana dili Kürtceyi yasakladilar! Yüzbinleri iskencelerden gecirerek hapishanelere tiktilar! Binlerce insani, opersayonlarda, iskencelerde ve idamlarla katlettiler! 12 Eylül darbesini ve fasizmini UNUTMA! UNUTTURMA!Beğen Toplam 4 beğeni
-
Demokrasi farkı! 7 saat önce Şikayet EtDemokrasi; hak, hukuk, adalet, mülkiyet güvencesi ve özgürlüktür!Özgür ifadenin, inancın, ibadetin, vicdanın, kıyafet özgürlüǧü serbest piyasanın ve refahın kapılarını açar! Otoriter rejimlerin ve diktatörlüklerin gölgesinde nefessiz kalan halklar, özgür dünyanın demokrasinin ışığına her zaman imrenerek bakar! Neticede Hukukun, adaletin ve hürriyetin hüküm sürdüğü ülkeleri göç ederler!Beğen Toplam 6 beğeni
-
Ali 8 saat önce Şikayet EtDemokrasi de ney her gün cenaze oluyordu sağ sol kavgasında bence iyi olduBeğen
-
Cehaletle mücadele! 8 saat önce Şikayet EtPerde arkasındaki belirli güçler buna izin veriyordu, yani darbeye zemin hazırlıyordu! Darbeler Türkiye Cumhuriyeti'ni her zaman 10 yıl geri bıraktı; binlerce masum vatandaş zindana, hapise düştü! Bir ülkenin geri kalmasını isteyenler darbe yapar, yaptırır; başına bir diktatör veya otokrat geçirir, o da seni sömürür! Demokrasiye sahip çıkmak, korumak her vatandaşın vazifesi görevi!Beğen Toplam 9 beğeni
-
HIDIR BUDUR 9 saat önce Şikayet EtHalktan ,%90 üzeri seçimlerde oy aldim diye yere goğe sığdirilamayan konjectüründeki " ABD NİN BİZİM COCUKLAR " dediği Kenan EVREN...!!???Beğen Toplam 2 beğeni
-
Demokrasi Feneri! 9 saat önce Şikayet EtDemokrasi sadece bir sandık değil; emeğimizi, refahımızı ve geleceğimizi koruyan en güçlü kalkanımızdır! Özgürlük ve adalet olmadan kalıcı zenginlik olmaz. Otokrasiler sahte rakamlarla günü kurtarırken; küresel sermayeyi ve parlak beyinleri çeken her zaman demokrasidir. Batı’nın refahının sırrı da coğrafyasında değil kurduğu hukuk devletindede. Demokrasi güçlendikçe bizler güçleniriz!Beğen Toplam 12 beğeni