Sahte kahraman!
- GİRİŞ24.03.2025 09:01
- GÜNCELLEME25.03.2025 08:43
Sahte mehdilerin, sahte şeyhlerin, sahte kahramanların çokça çıktığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Sahtekarlara kapılıp sapıtan nice insan var. Bu ayak kaydırıcılar alanlarında o kadar uzmanlar ki insanları kendilerine kolayca inandırıp bağlayabiliyorlar. Mürid müşteri seçmen bulmakta zorlanmamaları yalancılıkta usta olmalarından kaynaklanıyor.
Bunlara prim vermeyen soran sorgulayan okuyan düşünen bir nesil yetiştirmekten başka şansımız yok. Dijital yalanlara imaj çalışmalarına kanıp hainleri kahraman, kötüleri iyi gören yeni bir kuşakla karşı karşıyayız. Sosyal medyada kendilerine gösterilenle yetinip hakikate düşman olabiliyorlar. Oportünist bir kişi için sokaklara dökülüp kendilerine yazık edebiliyorlar.
Önceki kuşakların elinde mutlaka kitap olurdu ve her konu bir sorgulama süzgecinden geçerdi. Kitabın yerine dijital aygıtlar geçince gençler daha çabuk kandırılabiliyor ve yanlış yönlendirmelere maruz kalıyorlar.
Gençlerle öncü şahsiyetlerin, öncü eserlerin arasının açılması da ayrı bir talihsizlik.
Mesela Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, İsmet Özel’i okuyan bir gencin yalanlara kandırılması ve kullanılması çok zordur.
Bizim ve bizden önceki kuşakların şansı yolumuzu aydınlatan ufkumuzu açan isimlerle ve eserleriyle erken yaşlarda tanışmak oldu.
Onları okuyarak yönümüzü bulduk çizgimizi netleştirdik.
Özellikle Necip Fazıl Kısakürek’ten Allah razı olsun. Ne yapsak hakkını ödeyemeyiz. O bizim kahramanımız olmakla kalmayıp gerçek kahramanlarla bizi tanıştırdı.
Dimağlarımıza sistemli bir şekilde yerleştirilmeye çalışılan sahte kahramanlara kanmamamız konusunda uyardı. Milletimizin ruh köküyle barışık olmayanlardan bize yar olmayacağını ısrarla vurguladı. Gerçek kahramanlarla sahtelerini ayırmamız konusunda rehberlik etti.
“Sahte Kahraman” başlıklı şiirinde “Bize düşen aziz borç asırlık zamanlardan/ tarihi temizlemek sahte kahramanlardan.’’ diyerek adeta meydan okudu.
Çile şairi Müslüman bir aydın olmanın sorumluluğuyla hem putları yıktı hem de şiirinde söylediği gibi milletimize musallat olmuş sahte kahramanlarla mücadele etti. Sahici bir münevver olan üstadın ömrü sahtelikle savaşarak geçti.
Sonradan aynı adla kitaplaşan Sahte Kahramanlar isimli konferanslarıyla Anadolu insanının uyanışına vesile oldu. Meşhur bir hatırası da vardır. Sahte Kahramanlar konferansına katılmak için Ankara’ya geldiğinde dönemin çok meşhur siyasetçisi kendisine bir adamını yollayarak “Efendim, Sahte Kahramanlardan bahsederken lütfen benden bahsetmesin.” ricasını iletir. Bunun üzerine Üstat gelen adamın yüzüne bakıp “Onlardan bile değil o…” diye manidar bir cevap verir.
PEHLİVAN TAKLİDİ YAPAN CÜCELER!
Üstadın yaşadığı devirde olduğu gibi günümüzde de sahte kahramanlardan geçilmiyor.
Uzun yıllardır kahraman susuzluğu çeken sol ve seküler camia kendilerine sunulan şişirilmiş isimlerin hemen peşine düşüyor.
Kahraman sıfatını hak etmeyecek kişileri gözlerinde büyütmeleri gençlere model olarak sunmaları acınacak bir noktada maalesef.
Geçmişte de kriminal tipleri yücelttikçe yücelttiler.
Kadın katili bir aktörden tutun da banka soyan polise silah sıkan teröriste kadar kötü ruhlu kim varsa hepsini kahramanlaştırdılar.
Aynı hastalığı günümüzde de sürdürüyorlar. Vatana millete hiç faydası olmayan kalıcı bir esere imza atmayan şahıslara büyük anlamla yükleyerek komik duruma düşüyorlar.
Algı ve reklam çatışmasıyla şişirilmiş rantçı müteahhitleri kahraman olarak görme ve gösterme yarışında nefes tüketiyorlar. Ülkenin varlığına kasteden bir terör örgütüyle uzlaşı yapıp teröristlere makam dağıtan birisi için Türk bayraklarıyla yürüyebiliyorlar. Kafaları karışık, psikolojileri bozuk.
Manipülasyonda o kadar mahirler ki alnın teriyle sınav kazanan üniversite öğrencilerini ter dökmeden emek vermeden sahtecilik yaparak diploma sahibi olan birisi için ayaklandırabiliyorlar.
Evine ekmek götürmekte zorlanan garibanları Karunlaşan şahıs için sokağa çağırabiliyorlar. Oyuncu tayfası her zamanki gibi yanlarında. Tiyatro sanatını icrada gayet başarılılar. Rollerini hakkıyla yerine getiriyorlar. Ne devlet umurlarında ne de memleket. Kişisel ihtirasları siyasi bağnazlıkları gözlerini kör etmiş durumda.
Şahsi ikbalini milletin istikbalinin önünde gören profesyonel oyuncuyu kahraman görmek her şeyden önce bu toprakları bize vatan kılan kahramanların kemiklerini sızlatır.
Hiçbir kutsalı olmayan birine derin manalar yüklemek beyinlerin dumura uğradığının göstergesidir. Görev yaptığı süre içinde gördük ki bu kibir abidesinin ne tarihe ne maziye ne şehide ne de gaziye saygısı var ne de böyle bir kaygısı var.
Rumeli Şehitliği’ndeki altı mezarlık olan tarihi binayı milletin parasından milyonlar harcayarak kendisine saray yapan ağaçları kesen mezarlığın üstünde sosyeteyle partiler düzenleyen şahsın hayırla anılacak hiçbir işi olmadı.
Aziz İstanbul yıllarca çile çekmek zorunda kaldı. Kendisine uzanacak emin bir eli bekleyip durdu. Yine Üstadın tabiriyle “Bir cüceye, pehlivanlık taklidi yapan bir cüceye” mahkûm oldu.
Kadim şehir tarihin hiçbir döneminde bu kadar sahipsiz kalmamış bu kadar mahzun olmamıştı. Gelecekte tarihçiler sahte kahramanın mührü elinde tuttuğu yılları İstanbul’un kayıp yılları olarak yazacaktır.
Gülüşü duruşu bakışı sözü sohbeti sahtelik kokan bir adamın milyonların nasıl gözünü boyadığını elbette kaleme alanlar çıkacaktır.
İmaj ve pr çalışmasıyla bir yere kadar. Emek ve eser vermeden emaneti gasp etmenin de bir vebali vardır. Çalışmak yerine çalışıyormuş gibi göstermek için çaba gösterildi. Nereden baksanız tutarsızlık. Nereden baksanız yüzsüzlük ve arsızlık.
Adaylığı esnasında çalıştığı ajans tarafından adını parlatmak için Kahramanın Yolculuğu diye bir kitap piyasaya sürülmüş. Aynı ajanstan Yolculuğun Sonu isimli bir eser daha bekliyoruz.
Merhum Fethi Gemuhluoğlu’nun dediği gibi riya saltanatının ömrü kısadır. Uzun hikayeleri ancak tam inanmış ve adanmış gerçek kahramanlar yazar. Bazıları iz bırakır, bazıları geride toz bırakır. İz bırakanlar kıyamete kadar gönüllerde yaşar toz bırakanlar çok sürmeden toz olur gider.
Allah bu milleti sahte kahramanların şerrinden korusun.
Yorumlar33