Tanzimat aydını sendromu ve Özgür Özel
- GİRİŞ01.04.2025 08:52
- GÜNCELLEME02.04.2025 12:45
Özgür Özel’in Görevden uzaklaştırılan ve tutuklanan İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu için İngiliz İşçi Partisi’nin tepkisizliğine kırgınlığını ifadesi tam bir Tanzimat aydını sendromudur…
Batıyı kendileri için şaşmaz ölçü kabul eden, onlardan gelen her cümleyi dünyayı yerinden oynatabilmeleri için büyük bir güç olarak gören, ama bir türlü ne onlar gibi olabilen ne kendileri kalabilen bir şaşkınlar güruhudur Tanzimat aydını sendromu yaşayanlar… Bir diğer ifade biçimi de müstemleke aydını sendromudur…
Tanzimat Aydını Sendromu nedir o zaman? İmparatorluğumuzun 19. yüzyılda yaşadığı modernleşme sürecinde ortaya çıkan aydın tipinin yaşadığı kimlik bunalımını ve ruh halini anlatmak için kullanılır. Batı'ya hayranlık ve öykünme ile kendi geleneksel değerleri arasında sıkışıp kalan Tanzimat dönemi aydınlarının yaşadığı kırılmaları, çelişkileri ifade eder.
Tanzimat aydını sendromu belirtilerinin ilki, batı hayranlığı ve taklitçiliktir… Tanzimat aydınları, Batı’nın bilim, sanat, hukuk, iktisadi alanlardaki ilerlemelerine büyük hayranlık duymuş, bunları yüzeysel şekilde benimsemiş, ülkemizin ve insanlarımızın daha iyi olabilmesi için kendilerine düşeni yapmaya gelince hiç oralı olmamışlardır… Batılılaşma onlar açısından şekil ve kıyafetten ibaret kalmıştır…
Kimlik bunalımından kurtulamazlar… Geleneksel kültürümüz ile Batı değerleri arasında bocalamış; hem batıyı anlamamış, hem kendimize ait olanı kavrayamamıştır… Aziz milletimizin geleneksel toplum yapısıni idrakten uzak Batıya hayran ama oralı değil, biçare olmuştur…Halktan kopuk, halkına yabancıdırlar… Batılı eğitim almış Tanzimat aydınları genellikle halktan uzak tepeden bakan çukurdakilerdir… Halkın anladığı dilden konuşamayan, halkı anlamaya uğraşmayan zavallılardır…
Kendilerine özgü bir romantizmleri ve gerçeklikten uzaklıkları vardır… Batı’daki özgürlük, eşitlik ve demokrasi ideallerine duyulan romantik ama içeriksiz bir hayranlık vardır. Kendi toplumuna ise dayatmacı, despotturlar… Devletçi olduklarını söylerler, devlet nedir bilmezler… Reformisttirler, reformlar kendilerine dokunana kadar…Bu nedenle, Batı’daki sivil toplum ve bireysel özgürlük anlayışları tam anlamıyla yerleşememiştir.
Bu sendrom, günümüzde de kendisini aydın olarak tanımlayan bir kesimde fazlasıyla görülmektedir. Bunlar için doğru sadece kendileridir. Öyle ki, yanlışları bile doğrudur. Kimse sorgulayamaz, hesap soramaz… Ayrıca başkalarında kınadıkları ne varsa bunlar sırf bulundukları mahalle dolayısıyla bunları yapmaya doğrudan hak sahibidir…
İdeolojilerine din hüviyetinde bağlı, dayatmacı, despotik, tahammülsüz, bağnaz ama nasıl oluyorsa kendilerini tanımlarken ‘demokrat’, ‘adil’, ‘dürüst’, ‘insancıl’ olurlar… Her inanca saygılıdırlar ama kendi toplumlarının, milletlerinin inancına değil… Her ırka, etnisiteye saygılıdırlar ama kendi milletlerine değil…
İmamoğlu vakası ile gördük ki, bağnazlık ve ideolojik körlük başkalarına yönelttikleri tüm iddialı söylemlerini, sorgulamalarını sözkonusu kendileri olunca rafa kaldırıyorlar…Elbette sözümüz sadece siyaset ile iştigal eden, CHP mahallesine dükkan açanlarla sınırlı değil… Bu dükkanlara sık girip çıkanlar, bu mahallede dolaşanlar, buralardan beslenenlerde de nüksediyor…
Kendilerine sanatçı diyen, modern, batılı olduğunu iddia eden ve İmamoğlu vakası ile birlikte konuyu yolsuzluk-yozlaşma bağlamından koparmak için vaveyla koparan bir başka güruh daha var…
Onlar da benzer şekilde bir feveran içindeler… Demokrasi, hukuk, adalet diyorlar ve batıyı referans gösteriyorlar ama orada olup bitenlerden haberleri yok…
Kolaylık olsun diye bu tür hallerde İngiliz İşçi Partisi pratiği ne olmuş, derledim. Özgür Özel ve şürekasına, siyaset ve sanat-sepet taifesine umarım ki yararlı olur…Durduk yere İngiliz işçi Partisi’ne sitem etmez, darılmazlar…
Tony Blair hükümetinde görev yapan Peter Mandelson, 1998’de büyük bir ev kredisiyle ilgili çıkar çatışması iddiaları nedeniyle hükümetten istifa etmek zorunda kaldı. Daha sonra başka pozisyonlara gelse de bu olay İşçi Partisi'nin şeffaflık konusundaki duruşunu sorgulatan olaylardan biri oldu.
Yine 2006 yılında Tony Blair döneminde, İşçi Partisi’nin bağış toplamak için yüksek meblağlı borçlar aldığı ve bu bağışçılara şövalyelik ve lordluk unvanları verildiği iddia edildi. Polis soruşturması açıldı, ancak doğrudan bir suçlama yöneltilmedi. Bu olay, İşçi Partisi’nin finansman süreçlerinde reform yapmasına yol açtı.
2009 yılında, İngiltere’de tüm büyük partileri etkileyen bir "milletvekili harcama skandalı" ortaya çıktı. İşçi Partisi’nden bazı milletvekilleri, halkın vergileriyle finanse edilen harcama ödeneklerini kişisel çıkarları için kötüye kullanmakla suçlandı. Örneğin: Elliot Morley, sahte mortgage ödemeleri göstererek 16.000 sterlin fazla aldı ve daha sonra 2011'de 16 ay hapis cezasına çarptırıldı. David Chaytor, sahte faturalar düzenleyerek haksız kazanç sağladı ve hapis cezasına çarptırıldı. İşçi Partisi, bu skandalın ardından kendi içinde disiplin soruşturmaları başlattı ve ilgili üyeleri partiden ihraç etti.
Eski İşçi Partisi milletvekili Keith Vaz 2016’da, uyuşturucu ve seks işçileriyle ilgili skandala karıştı. Skandalın ardından Vaz, partisinden ve milletvekilliğinden istifa etti. Parti yönetimi, Vaz’ı disipline sevk etti ve ona yönelik yaptırımlar uyguladı.
İşçi Partisi’nin önde gelen isimlerinden Angela Rayner 20024 yılı içinde, geçmişte oturduğu evle ilgili vergi konusunda yanlış beyanda bulunmakla suçlandı. Parti, konuya dair inceleme başlatacağını açıkladı, ancak olayın seçimlere yakın dönemde ortaya çıkması siyasi bir zarar verdi.
Son olarak, daha yenilerde Liverpool Belediye Başkanı Joe Anderson yolsuzluk soruşturması kapsamında gözaltına alındı. Soruşturmanın selameti için kendisi görevi bırakmak zorunda kaldı…
Sorum şu, şayet İngiliz olsa, bu şartlarda Ekrem İmamoğlu İngiliz İşçi Partisi’nde siyaset yapmak istese yapabilir mi?
Gelelim, günümüzdeki sendromlu Tanzimat aydınlarının da büyük hayranlık besledikleri Fransa’ya… Şayet orada olsalardı, bu vandallıkları yapabilirler miydi?
Fransa'da gösteri ve yürüyüşlerde yüzü kapatmak veya maske kullanmakla ilgili kanun der ki; Gösteride yüzü kapatmanın cezası: 1500€ - Bunu tekrarlamanın cezası: 3000€. Kamu düzenini bozan veya bozma ihtimali olan bir gösteride yüzü kapatmanın 1 yıl hapis, 15.000€ para cezası var. Bu cezalar zamanında ödemezse sürekli katlanıyor. Devlet direkt banka hesabından kesiyor. Hesapta yoksa maaşa el konuluyor. Yani devlet her halükarda cezayı ödetiyor.
Şimdi herkes, boş beleş konuşmayı bıraksın… Bu yolsuzluk iddialarını içeren büyük bir skandal ve buna bağlı yürütülen soruşturmadır… Küstüğünüz, darıldığınız, imdat beklediğiniz yerlerin de bu neviden hadiselere yaklaşımı böyledir…
İslam âleminin, aziz milletimizin ve saygıdeğer okuyucularımın mübarek ramazan bayramını kutluyorum.
PROF. DR. ZAKİR AVŞAR / Haber7
Yorumlar47